THE OLD MAN’S TEARS Once upon a time I had watched a play somewhere His tears had neither stopped nor finished YAŞLI ADAMIN GÖZYAŞLARI Yıllar önce bir yerlerde bir oyun seyretmiştim Yaşlı adamın gözyaşları durup dinmek bilmezdi
There was a curled old man in that play
Wearing ragged clothes
Having meaningless glance in his eyes
Being too old, having no energy left, and being deserted,
Left alone, having lived nothing
He had so much trouble that hadn’t ever finished
Breathing was his profit, living was his only ambition
Having played the greatest tragedy in the world
On the life stage without curtains
He had passed on, do you have a clue?
Bu oyunda iki büklüm yaşlı bir adam vardı
Yırtık pırtık elbise vardı üstünde
Anlamsız bakışlar vardı gözünde
Yaşı geçmiş, işi bitmiş, terk edilmiş
Yalnız kalmış, yaşamamış ihtiyarın
Dertler ne kadar fazla bitip tükenmek bilmezdi
Nefes almak kazancıydı, yaşamak tek amacıydı
Perdesi olmayan bu hayat sahnesinde
Dünyanın en acıklı oyununu oynadı
Göçtü gitti aramızdan, haberin var mı?